9 Ocak 2011 Pazar

9 Ocak Dörtyol'un Kurtuluşu

Dörtyol Tarihi
İlk Defa 1071 Malazgirt zaferinden sonra Müslüman Türklerle tanışan Dörtyol ve çevresine çoğunluğu Oğuzların “Üçok” koluna mensup Türkmenler yerleşmiştir.Dolayısıyla Dörtyol’un kuruluş yılları 11.nci Yüzyılın sonlarına dayanmaktadır.Dörtyol adına ilk defa 1870’lerden itibaren tapu kayıtlarında Payas kazasının bir mevkii olarak rastlamaktayız. Dörtyol mevkii merkez olmak üzere Şubat 1909 ‘ da Dörtyol adı ile Adana Vilayeti Cebel-i Bereket Sancağına bağlı kaza merkezi oldu.Nisan 1910 yılından itibaren Dörtyol kazasının adı Ümraniye olarak değiştirilmiştir. 2 Nisan 1912 tarihinde ise Ümraniye adı tekrar Dörtyol olarak değiştirilmiştir. Mondros ateşkes antlaşmasından sonra 11 Aralık 1918 ‘ de işgal edilen Dörtyol’da Milli Mücadelenin İlk kurşunu 19 Aralık 1918 ‘ de Karakise köyünde Özerlili Hoca Ömer Oğlu Mehmet (KARA) tarafından atılmıştır.Bu olaydan birkaç gün sonra Kara Hasan Paşa tarafından Milli Mücadelenin İlk Kuva-yı Milliye teşkilatı Dörtyolda kurulmuştur. Fransız ve Ermenilerle yapılan mücadele sonucunda 9 Ocak 1922 tarihinde Dörtyol düşman işgalinden kurtarılmıştır. Bu tarih Dörtyolun Mahalli Kurtuluş Bayramıdır. Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK ; 14 Ocak 1925 , 16 Mayıs 1926 ve 14 Şubat 1931 tarihlerinde olmak üzere toplam 3 defa Dörtyol’umuza teşrif etmişlerdir. 1939 yılına kadar Seyhan’a (ADANA) bağlı olan Dörtyol , Hatay’ın Anavatan’a katılması ile İlimiz olan HATAY’a bağlanmıştır. Kurtuluş savaşının anısını yaşatmak üzere İlçemizde 9 Ocak 1994 tarihinde “İlk Kurşun Anıtı” yaptırılmış, 9 Ocak l997 tarihinde ise “İlk Kurşun Müzesi” açılmıştır.

DÜŞMANA KARŞI
İLK KURŞUNLAR VE İLK MİLLİ TEŞKİLAT
HATAY DÖRTYOL’DA OLMUŞTUR.
(19 ARALIK 1918)


7 Ocak 2011 Cuma

Dörtyol Hakkında

1375 yılında Çukurova'nın Memlükler tarafından tarafından ele geçirilmesinden sonra Payas, Dörtyol ve Erzin bölgesi Özerli merkez olmak üzere Özeroğulları tarafından yönetilmeye başlanmıştır.
Dörtyol ve çevresine yerleşen ilk Türk topluluğu olan Üçok Oğuzlarından Özeroğulları kışın bugünkü Özerli ve çevresinde oturuyorlar ve yazında Gavurdağlarında yaylıyorlardı.
Yavuz Sultan Selim'in Mısır seferinden sonra (1516) Dörtyol ve çevresi Osmanlı hakimiyetine geçmiş ve İskenderun ile Adana arasındaki bölgede "Özer İli" adı ile bir Sancak oluşturulmuştur. Uzeyr Sancağı'nın bilinen ilk sancak beyi (Mirliva) Özeroğullarından Ahmet Bey'dir.(1521-1527)
1527 yılında Özer ili Sancağı "Uzeyr İli" adıyla Şam vilayetine bağlandı. Sancak'ta köylerdeki vergi mükellefi nüfus 1521'de 3825 hane, 1523'te 3855 hane,1526'da 4605 hane, 1543'te 5725 hane, 1573'te 3560 hanedir.
1573'te Özer İli Sancağına bağlı Uzeyr (27 köy), Arsuz (11 köy, 1 çeltik nehri), Bakras (11 köy), ve Darb-ı sâk (72 köy) adında dört nahiye bulunuyordu. İskenderun ve Süveyş tersanelerinin kereste ihtiyacı bile Özer İli bölgesindeki dağlardan karşılanıyordu.
16.yüzyıldaki kayıtlarda bugünkü Dörtyol ve çevresinde hiç bir gayr-i Müslim yoktu. Sancak halkının en önemli geçim kaynağı hayvancılık olmakla beraber 1521-1573 yılları arasında 2 ila 22 arasında yıllara göre değişen değirmen halkın ihtiyaçlarını karşılamaktaydı.
Sokullu Mehmet Paşa, buranın kendisine dirlik olarak verilmesiyle Payas'ta Derbent Teşkilatı kurdurarak liman, tersane, iskele, han, hamam, bedesten camii yaptırmıştır.. 1574 yılında kervansarayın inşaatının tamamlanmasından sonra deniz ticareti Trablusşam limanından Payas'a kaymıştır. 1577 yılında İskele kulesinin (Cin kulesi) tamamlanmasından sonra kasaba halkını ve geçen yolcuları tehlikelere karşı korumak için Uzeyr Beyi ile Payas Kadısı'nın Payas'ta oturmaları emredilmiştir. Böylece Uzery Sancağı'nın merkezi Özerli'den Payas'a taşınmıştır.
III.Murat döneminde Uzeyr, Halep eyaletine bağlı sancak olarak yönetilmeye devam etmiştir. IV.Murat, İran seferine giderken 1638 yılının haziran ayında Payas'a gelmiştir.
Evliya Çelebi Ekim 1648'de Payas'a gelerek seyahatnamesinde şehir hakkında ayrıntılı bilgiler vermektedir.
17.yüzyıldan itibaren merkezi otoritenin zayıflamasıyla Uzeyr, Payas ve çevresinde şekavetin artması üzerine bölge yöneticilerine asayiş ve güvenliğin sağlanması için emir üstüne emirler gönderilmiştir.18.yüzyıldan itibaren Özer adının yerini aynı ailenin devamı olan Küçükalioğulları almıştır. 19.yy. başlarında Uzeyr ve Beylan, Adana vilayetine mülhak birer sancaktı. Adana valisi aynı zamanda bu iki sancağın mutasarrıflığına da bakıyordu. 3 Haziran 1865'te Ahmet Cevdet Paşa ve İbrahim Derviş Paşa gelene kadar Küçükalioğulları, Payas merkez olmak üzere Dörtyol ve çevresini, devletle araları zaman zaman bozularak da olsa yönetmişlerdir. 1865'ten itibaren Payas Sancağı Halep Vilayeti'ne bağlandı. (2 mahalle ve 38 köyden oluşuyordu) Payas merkez kazası ile Osmaniye ve Beylan kazaları Payas Sancağı'na bağlıydı. 1869'da Payas, Adana vilayetine bağlandı. Liva merkezi olan Payas kazası 1213 Müslim, 447 gayr-i Müslim olmak üzere 1660 hanedir. Payas Sancağı'nın tümünde ise 4330 hane İslam, 759 Hıristiyan olmak üzere toplam 5089 hane vardır.
1890'lı yıllarda Adana vilayeti Cebel-i Bereket Sancağı'na bağlı Payas kazasının 13207 Müslim, 125 Rum, 3498 Ermeni olmak üzere toplam 16830 nüfusu vardır.
1900'lü yılların başında Cebel-i Bereket Sanacağı'nın Payas kazasına bağlı olan Erzin'in merkezinde ve Ocaklı köyünde birer medrese vardır. Ocaklı medresesi halk tarafından yapılmıştır.
Daha önce sancak merkezi iken Adana vilayetinin Cebel-i Bereket sancağına bağlı bir kaza haline getirilen Payas'ın 1902 yılında 2 nahiyesi ve 46 köyü vardır. Mevcut daireler şunlardır: Kaymakamlık, Kaza İdare Meclisi, Bidayet Mahkemesi, Mal Kalemi, Nüfus İdaresi, Hapishane-i Umumi, Ziraat Banka İdaresi, Tapu Dairesi, Orman Dairesi, Duyun-ı Umumiye İlk defa 1071 Malazgirt zaferinden sonra Müslüman Türklerle tanışan Dörtyol ve çevresine çoğunluğu Oğuzların Üçok kola mensup Türkmenler yerleşmiştir. Dörtyol'un ilk yerleşim yeri Özerli'dir ve ilk yöneticileri de Özeroğullarıdır. Dolayısıyla Dörtyol'un kuruluş yılları 11. yüzyılın sonlarına dayanmaktadır..
Aşık Paşazadeye göre Özeroğullarının Çukurova'ya gelmesi Süleyman Şah Gazi'nin Caber Kalesi önünde boğulmasının ardından konar-göçerlerin etrafa dağılmasıyla gerçekleşmiştir.
İdaresi, Telgraf İdaresi, Rüsûmat İdaresi, Reji İdaresi, Belediye Dairesi, Zabıta İdaresi. Okullar: Kasaba merkezi ile Kürtül, Çaylı, Azizli, Uzeyirli (Özerli), Ocaklı, Erzin, Yumurtalık, Kurtkulağı ve Çokmerzimen köylerinde ilkokullar vardır. Yeni yöntemlere göre eğitim-öğretim yapılan bu okullardan Ocaklı ve Erzin 1900 yılında, diğerleri 1899'da yapılmıştır.
Dörtyol adına ilk defa 1870'lerden itibaren tapu kayıtlarında Payas kazasının bir mevkii olarak rastlamaktayız. Kaza merkezi Aralık 1906 yılında Payas'tan Erzin'e taşınmıştır. Dörtyol mevkii merkez olmak üzere Şubat 1909'da, Dörtyol adıyla Adana vilayeti, Cebel-i Bereket Sancağı'na bağlı kaza merkezi oldu. Nisan 1910'dan itibaren Dörtyol kazasının adı Ümraniye olarak değiştirilmiştir. 2 Nisan 1912 tarihinde ise Suriye Vilayetindeki Ümraniye Leski adlı Hamidiye kazasının Dörtyol ile posta vs.de karıştırılmaması için Akdam mevkii merkez olmak üzere Ümraniye'nin adı tekrar Dörtyol olarak değiştirilmiştir.
Mondros ateşkes antlaşmasından sonra 11 aralık 1918'de işgal edilen Dörtyol'da Milli Mücadele'nin ilk kurşunu 19 Aralık 1918'de Karakise köyünde Özerlili Hoca Ömer oğlu Mehmet (KARA) tarafından atılmıştır. Bu olaydan birkaç gün sonra Kara Hasan Paşa tarafından da Milli Mücadele'nin ilk Kuva-yı Milliye örgütü Dörtyol'da kurulmuştur. Fransız ve Ermenilerle yapılan mücadele sonucunda 9 Ocak 1922'de Dörtyol düşman işgalinden kurtarılmıştır.
Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK; 14 Ocak 1925, 16 Mayıs 1926 ve 15 Şubat 1931 tarihlerinde olmak üzere toplam 3 defa Dörtyol'umuza teşrif etmişlerdir.
1939 yılına kadar Seyhan'a (ADANA) bağlı olan Dörtyol, Hatay'ın anavatana katılmasıyla bu ilimize bağlanmıştır.
Kurtuluş Savaşı'nın anısını yaşatmak üzere "İlk Kurşun Anıtı" 9 Ocak 1994'de, "ilk Kurşun Müzesi" 9 Ocak 1997'de açılmıştır.


6 Ocak 2011 Perşembe

istiklal Marşı

İstiklâl Marşı

Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak
Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.
O benim milletimin yıldızıdır parlayacak!
O benimdir, o benim milletimindir ancak!

Çatma, kurban olayım, çehreni ey nazlı hilal!
Kahraman ırkıma bir gül... ne bu şiddet, bu celâl?
Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helal.
Hakkıdır, Hakk'a tapan milletimin istiklal.

Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım;
Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!
Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarım.
Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.

Garbın âfâkını sarmışsa çelik zırhlı duvar.
Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var.
Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imânı boğar,
'Medeniyyet!' dediğin tek dişi kalmış canavar?

Arkadaş, yurduma alçakları uğratma sakın;
Siper et gövdeni, dursun bu hayâsızca akın.
Doğacaktır sana va'dettiği günler Hakk'ın,
Kim bilir, belki yarın, belki yarından da yakın.

Bastığın yerleri 'toprak' diyerek geçme, tanı!
Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı.
Sen şehid oğlusun, incitme, yazıktır, atanı.
Verme, dünyâları alsan da bu cennet vatanı.

Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda?
Şühedâ fışkıracak toprağı sıksan, şühedâ!
Cânı, cânânı, bütün varımı alsın da Hudâ,
Etmesin tek vatanımdan beni dünyâda cüdâ.

Rûhumun senden İlahî, şudur ancak emeli:
Değmesin ma' bedimin göğsüne nâ-mahrem eli!
Bu ezanlar-ki şehâdetleri dinin temeli-
Ebedî yurdumun üstünde benim inlemeli.

O zaman vecd ile bin secde eder -varsa- taşım.
Her cerîhamdan, İlâhî, boşanıp kanlı yaşım;
Fışkırır  rûh-ı mücerred gibi yerden na'şım;
O zaman yükselerek arşa değer belki başım!

Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilâl!
Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helâl.
Ebediyyen sana yok, ırkıma yok izmihlâl;
Hakkıdır, hür yaşamış, bayrağımın hürriyet,
Hakkıdır, Hakk'a tapan milletimin istiklâl! 






4 Ocak 2011 Salı

ADÜTDF ve MHP Gençlik Kolları Efsane Genel Başkanı Türkmen Onur

"Kısa... Kısa...: TÜRKMEN ONUR"

TÜRKMEN ONUR

1975 - 1976 yıllarında MHP Gençlik Kolları Genel Başkanlığı yaptı. 1977 - 1978 yıllarında eğitimcilik görevinde bulundu. 12 Eylül 1980 Askeri İhtilali akabinde Avrupa'da Türk Federasyonu'nun çeşitli aralıklarla genel başkanlığını yaptı.



19. Kasım 1975 tarihinde yapılan 2. Türk Gençlik Kurultayında MHP Gençlik Kolları Genel Başkanlığına seçildi. 1000'den fazla delegenin kullandığı oylarla MHP Gençlik Kolları Yönetim Kurulu şu kişilerden teşekkül etmiştir: Türkmen Onur, Mehmet Ünal, Ömer Bağcı, Mehmet Ekici, Mustafa Koca, Muzaffer Gürbüz, Mehmet Aksoy, Hüseyin Başaran, Şükrü Kutluk, Safiye Çetinkaya, Mualla Gülnaz Kavuncu.

Kurultay sonunda Mete Beşen tarafından yapılan açıklamada özetle şöyle denilmiş:

"Kurultayın Trabzon, İstanbul, İzmir, Ankara ve Erzurum üniversite ve yüksek okullarından gelen temsilcilerinden kurulan tebliğ komisyonları milli sanat, Türk milli eğitimi, üniversitede gençlik olaylarının sebep ve neticleri, sanayi ve teknolojik gelişmenin uygulanması, ülkünün millet hayatındaki yeri ve önemi isimli genç ve muhtevalı birer rapor niteliğindeki tebliğlerinin kurultaya sunmuşlardır."

Gençlik Gecesi

2. Türk Gençlik Kurultayı'ndan sonra aynı akşam, Atatürk Spor Salonu'nda "Gençlik Gecesi" düzenlenmişti. Salonu tıklım tıklım dolduran 10 bine yakın kişinin heyecan ve ilgiyle takib ettiği geceye Başbuğ'da parti yöneticileri ile katılmıştı.

Türkmen Onur en uzun süre MHP Gençlik Kolları Genel Başkanlığı yapanlar arasında olmakla birlikte, Avrupa Demokrarik Ülkücü Türk Dernekler Federasyonu Genel Başkanlığını 2 defa yapan tek isim.

Kaynak: Ülkücü Hareket, Hakkı Öznur


Genel Başkanımız Sayın Devlet Bahçeli'nin hayatı



1948 yılında Osmaniye’de doğdu. Yörede Fettahoğulları olarak bilinen geniş bir Türkmen ailesine mensuptur.
İlk öğrenimini Osmaniye’de, orta öğrenimini İstanbul’da tamamlayan Dr.BAHÇELİ, üniversite öğrenimini Ankara İktisadi ve Ticari Bilimler Akademisinde yapmıştır.
Başlangıcından itibaren Ülkücü Hareket’in her kademesinde görevler üstlenerek Büyük Ülkü Davası’na hizmet etti.
Dr. BAHÇELİ, 1967 yılında Ankara İktisadi ve Ticari İlimler Akademisinde öğrenci iken Ülkü Ocağı Kurucusu ve yöneticisi olarak görev aldı. 1970-1971 yıllarında Türkiye Milli Talebe Federasyonu Genel Sekreterliği görevlerinde bulundu. Dr. Bahçeli, bir yandan aktif olarak Ülkücü Hareket’te yeralırken, diğer yandan da ilmi alandaki çalışmalarını devam ettirmiştir.
1972 yılından itibaren Ankara İktisadi ve Ticari İlimler akademisi ve bağlı Yüksek Okullarda İktisat Bölümü asistanı olarak görev almıştır. Dr. BAHÇELİ, yine 1970′li yıllarda Ülkücü Maliyeciler ve İktisatçılar Derneği’nin (ÜMİD-BİR) kurucularından, Üniversite Akademi ve Yüksekokullar Asistanları Derneği’nin (ÜNAY) kurucularından ve Genel Başkanlarındandır. İyi derecede İngilizce bilen Dr. Devlet BAHÇELİ, Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde İktisat Doktorası yapmış ve aynı üniversitenin İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İktisat Politikasında Ana Bilim Dalı’nda 1987 yılına kadar öğretim üyeliği görevini sürdürmüştür.
Dr. BAHÇELİ yine bu süre içerisinde Türk-İslam alemi, Türkiye ve Dünya Ekonomisi, Türk Tarihi ve Dış Politika konularıyla ilgilenmiş ve bu alanlarda çalışmalar yapmıştır. 12 Eylül 1980 darbesinden sonra cezaevlerine doldurulan MHP ve Ülkücü kuruluşların yöneticileri ile mensuplarının haklı davalarının her platformda savunulmasında takdirle karşılanan çalışmalarda bulunmuştur.
Ülkücü kadroların yetişmesinde önemli görevler de üstlenen Dr. BAHÇELİ, Başbuğ Alparslan TÜRKEŞ tarafından göreve çağırılması üzerine 17 Nisan 1987 tarihinde üniversitesindeki öğretim üyeliği görevinden istifa etmiş, 19 Nisan 1987 tarihinde yapılan MÇP Büyük Kurultay’ında parti yönetimine seçilmiş ve Genel Sekreterlik görevine getirilmiştir.
MÇP ve MHP’nin yönetim kadrolarındaki görevi, günümüze kadar kesintisiz olarak sürmüştür. Çeşitli zamanlarda Genel Sekreterlik, Genel Başkan Yardımcılığı, Merkez Yürütme Kurulu Üyeliği, Merkez Karar Kurulu Üyeliği, Genel Başkan Baş-Danışmanlığı görevlerinde bulunan Dr. Devlet BAHÇELİ, 6 Temmuz 1997 tarihli 5′nci Olağanüstü Kongre sonrasında MHP Genel Başkanı görevini üstlenmiştir.
05 Kasım 2000, 12 Ekim 2003 ve 19 Kasım 2006 tarihlerindeki MHP Olağan Kongreleri’nde tekrar Genel Başkan seçilmiştir.


Başbuğ Alparslan Türkeşin Hayatı

Başbuğ Alparslan TÜRKEŞ’ in Hayatı

Göç …
Kutludağ’ı çaldırdığımız günden beri âdeta Türk’ün mukadderatı olan göç…
Milletimizin yetiştirdiği son Başbuğ’un hayat hikâyesinin başlangıcında da göç var.

Yıl 1860
Orta Anadolu’da, Kayseri’nin, Pınarbaşı İlçesi’nin Yukarı Köşkerli Köyü’nde meskun Avşar Obalarından Koyunoğlu ailesi bir toprak meselesi yüzünden kavgaya girişince Sultan Abdülaziz’in fermanıyla Kıbrıs’a sürgün edilir.

Yıl 1917
Kasım ayının 25′i, öğle vakti, yer, Lefkoşe, Haydarpaşa Mahallesi Kirlizâde sokağı 13 numaralı mütevazı evde, Kıbrıs’a yerleşen Koyunoğlu soyuna mensup Tuzlalı Ahmet Hamdi Bey ve eşi Fatma Zehra Hanım’ın Ali Arslan adını verdikleri oğulları dünyaya gelir.

Yıl 1921
4 yıl 4 ay 4 günlük Ali Arslan, annesi tarafından yıkanır, yeni elbiseler giydirilir ve devrin âdetince fesi mücevherler ile süslenerek Sarayönü İlkokulu’na (Sıbyan Mektebi) gönderilir. Sarıklı ve mübarek bir Osmanlı uleması olan Hoca Efendi’nin dizi dibine çöken Ali Arslan’ın ağzından çıkan ilk söz bir “Besmele”dir. “Ey Rahman ve Rahim olan Allah’ım, annem beni yetiştirdi bu mektebe yolladı, okuyup yetişip, milletime hizmet etmek istiyorum” dermişcesine bir “Besmele”dir, Ali Arslan’ın ağzından dökülen…
Birbirinin ardı sıra gelen İlkokul ve Rüştiye yılları ve herbiri birbirinden daha değerli Hüsnü Bey, Selahattin Bey, Mehmet Asım Bey, Ragıp Tüzün Bey, Turgut Bey, Osman Zeki Bey ve Faiz Kaymak gibi Türklük ve Türkçülük şuuruyla bilenmiş birer hançer olan hocalarından feyz alır. Onlar Ona müfredatla beraber Kıbrıs Türklerinin yalnız olmadığını Devlet-i Âli Osman bakıyesi hür ve müstakil Türkiye’nin yanısıra yeryüzünde kendileri gibi bahtsız esaret altında milyonlarca Türk olduğunu da öğretirler. Dahası Osman Zeki Bey, Ali Arslan’ın adını âdeta senin adın “Alparslan olsun” ve “Sultan Alparslan’a denk bir yiğit Türk ol”, diyerek değiştirir.

Küçük Alparslan’ın doğup, yetiştiği o yıllarda, Piyale Paşa yadigârı Kıbrıs, sevgili Yeşiladamızın tamamı İngiliz İşgali altındadır ve Türk’ün istiklâlini kaybetmesinin ne demek olduğu Onun ruhunun derinliklerine şuurunun uyanmağa başladığı günden, çocukluk yıllarının başlangıcından başlayarak siner. O her gece Türkiye’ye gidip asker olmayı ve gelip ata-baba ocağını kurtarmanın düşüyle uyur, uyanır.
Yıl 1933
Alparslan’ın artık işgal altında, esaret altında yaşamağa dayanacak gücü kalmamıştır. Babası Ahmet Hamdi Bey’i ve Annesi Fatma Zehra Hanım’ı ikna eder, aile mallarını satıp savar yanlarında oğulları Alparslan ve kızları Dervişe olduğu halde, ak toprakların, hür toprakların, Türk’ün Türk olduğundan utanmadığı, boynunun eğik olmadığı toprakların, anavatanın, Türkiye’nin yoluna düşerler; Viyana vapuru ile ver elini İstanbul…

Ailesi İstanbul’a yerleşince Alparslan’ın ilk işi Kuleli Askeri Lisesi’ne kayıt olmak olur. Artık O yüreğinin Onu çağırdığı yerde ve düşlerinin peşindedir. O düşlerini düşleyen başkaları da vardır İstanbul’da… Derlenip toparlanmışlar, Türklük, Türkçülük ülküsünün O bir daha hiç inmeyecek olan bayrağını açmışlardır. O yüce Dilek, O aziz Ülkü, O muhteşem düşler, özellikle, bir Ülkü devi olan Atsız Hoca’nın canevinde, ocağında pişer ve sohbetlerle, şiirlerle, dergilerle, romanlarla mektuplarla Türk aydınlarının gönlüne cemre cemre düşmekte ve yayılmaktadır. Onlarla tanışır, buluşur, genç Alparslan Türkeş.
Yıl 1936
Kuleli Askeri Lisesi’ni pekiyi derece ile asteğmen olarak bitirince Ankara ve Harp Akademisi yılları başlar. 1938′de Harbiye’den mezun olur, artık O Türk Ordusu’nun genç bir teğmenidir ve Türk Milleti’nin emrindedir.

Yıl 1940
Isparta’da gönlünü Muzaffer Ana’ya kaptırır ve evlenirler. Ayzıt, Umay,Selcen,Sevenbige (Çağrı) ve Yıldırım Tuğrul adlı çocuklarla çiçeklenir bu evlilik vebozkurtların Muzaffer Anası’nın 1974 yılında elim kaybından sonra 1976 yılında, Seval Hanım’la yaptığı ikinci evliliğinde de Tanrı Onu Ayyüce ve Ahmet Kutalmış adlı iki evlât daha vererek sevindirecektir.

Yıl 1944
3 Mayıs Ankara’da bir gösteri veya yürüyüş eski tabirle nümayiş vardır. Türk’ün, Türklüğün ölmediğini, ölmeyeceğini ve yükselen Türkçülük bayrağının bir daha hiçbir şekilde inmeyeceğini gösteriyorlar. Hem dosta, hem düşmana… Hem devlet hizmetindeki gafillere, hem de yurda sızmağa çalışan hainlere, Asya bozkırlarında yaratılan bozkurt soyluların bozkurt torunlarının, bir kaç çakalın günü birlik menfaatleri için göz yumdukları kızıl yılanın farkında ve onun başını ezme azminde olduklarını gösterirler.

Şâirin “Öz yurdunda garipsin, özvatanında parya” dediğince tutuklanır Türkçüler… Devrin dalkavuk iktidarının uyduruk nedenlerle açtığı Türkçülük-Turancılk Davası başlar. Türkçüler tabutluklara atılırlar, işkencelere uğrarlar. Türkiye’de Türk Milliyetçisi olmanın bedelidir bu… Genç Üsteğmen Alparslan Türkeş’te bunlar arasındadır. 20 Ekim 1944′te kendisini mesnetsiz “vatan hainliği” suçlamasıyla sorgulayan savcıya “Diğer sanıklar gibi bana da vatan hainliği isnad edilmiştir. Bunu şiddetle redderim. Ben yeryüzünde herşeyden çok milletimi ve vatanımı severim” diye haykırır. Ancak mahkeme tarafından, 9 ay 10 gün hapis cezasına çarptırılır ve bir yıldır hücre hapsi yattığı için tahliye edilir. Kendisine verilen cezada daha sonra Askeri Yargıtay tarafından bozulur ve 2. numaralı mahkemede beraat eder. Bu onun Türk Milliyetçisi olduğu için zindanlara ilk atılışıdır ve son olmayacaktır. Ülkücü olmak çileye talip olmaktır, nimete, ikbale değil. O da Türklük Ülküsü için zaman zaman şiddeti artan çileyi bir ömür boyu bir an bile tereddüt etmeksizin ve yakınmaksızın, çekmiş ve çile çekmeyi şeref bilmiştir.
Yıl 1947
Alparslan Türkeş ve 15 diğer Türk subayı, A.B.D. Kara Harp Akademisi ve Piyade Okulu’nda iki yıllık bir süre eğitim görürler. Bu arada ülkemizden Kars ve Ardahan civarıyla Boğazlardan üs talep eden Sovyetler Birliği’nin komünizm maskesi ardına saklanmış, o eski ve değişmez “moskofluğu” ayan beyan ortaya çıkar. Bu atmosferde yurda dönen Alparslan Türkeş Gelibolu ve Çankırı’daki görevlerinden sonra 1951 yılında kurmaylık sınavını kazanır ve 1955 yılında Harp Akademisi’nden Kurmay Binbaşı olarak mezun olur.

Yıl 1955
Dış görev için açılan sınavı kazanarak A.B.D. Pentagon’da NATO Türk Temsil Heyeti üyeliğine atanır. Bu arada (…………….) Üniversitesi’nde Uluslararası Ekonomi eğitimi görür. 1957 yılında Türkiye’ye döner.

Yıl 1959
Almanya’ya Atom ve Nükleer Okulu’na gider. Bu okulu başarıyla bitirdiğinde artık bir Kurmay Albay’dır.

Yıl 1960
Tarih 27 Mayıs öteden beri örgütlenen ve memlekette kardeş kavgasını önleyerek bazı reformlar yapmayı hedefleyen Milli Birlik Komitesi’nin ülke yönetimine el koyduğunu açıklayan bildiriyi radyodan okuyan kişi ve “İhtilâl’in kudretli Albayı”dır. Kurmay Albay Alparslan Türkeş İhtilâl hükümetinde Başbakanlık Müsteşarlığı görevini üstlenir. Bu vazifesi esnasında Devlet Planlama Teşkilatı, Devlet İstatistik Enstitüsü ve Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü gibi kurum ve kuruluşları kurar.

Ancak Milli Birlik Komitesi arasında ortaya çıkan anlaşmazlıklar nedeniyle, 13 Kasım 1960′ta Kurmay Albay Alparslan Türkeş ve “ondörtler” olarak bilinen arkadaşları Komite’nin diğer üyelerince emekliye sevkedilerek tasfiye edilirler ve zorla evlerinden alınıp yurtdışında görevlendirilmek bahanesiyle sürgün edilirler. O da 19 Kasım’da Türkiye’nin Hindistan Büyükelçiliği müşaviri sıfatıyla sürgüne gönderilir.
1961-62 1963 yılına kadar 2,5 yıl, yönetimi elinde bulunduranlarca Alparslan Türkeş’in Türkiye’ye dönmesine müsaade edilmez.

Yıl 1963
Tarih 23 Mart Alparslan Türkeş sürgünden yurda döner.
Dava arkadaşlarıyla birlikte kadro oluşturup partileşmek amacıyla “Huzur ve Yükseliş Derneği” adlı bir dernek kurar.

Kısa bir süre sonra Talat Aydemir’in giriştiği darbe teşebbüsüne karıştığı iddiası ile tutuklanır ve Mamak Askeri Cezaevi’nde dört ay hücre hapsinde yatar, yargılanır ve beraat eder.
Yıl 1965
Tarih 31 Mart saat 11:00 de Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi’ne katılır.
Kısa bir zaman sonra 1 Ağustos 1965 tarihinde Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi Büyük Kurultayı’nda Genel Başkan seçilir. Aynı yıl yapılan genel seçimlerde Ankara milletvekili olarak parlamentoya girer.

Yıl 1969
Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi’nin adı Milliyetçi Hareket Partisi amblemi de Üç Hilâl olarak değiştirilir. O yıl yapılan genel seçimlerde Adana milletvekili seçilir.

31 Mart 1975-13 Haziran 1977 ve 1 Ağustos-31 Aralık 1977 tarihleri arasında Süleyman Demirel başkanlığında kurulan I. ve II. Milliyetçi Cephe koalisyon hükümetlerinde MHP Genel Başkanı olarak, Başbakan Yardımcılığı ve Devlet Bakanlığı yapar.
Ülkü Ocakları, Büyük Ülkü Derneği ve diğer mesleki örgütlenmeler başlar.
1968 yılından itibaren marksist ve bölücü gençlik hareketleri üniversitelerde yuvalanır ve üniversite özerkliğinden istifade ederek buraları silah, cephane deposu, “Komünist Devrim” için üs haline getirirler. Üniversiteler işgal altındadır. Her yer Lenin’in Stalin’in Mao’nun resimleri ve komünist sloganlarla doludur. Komünist yeraltı örgütleri “şehir gerillası” mı “kır gerillası” mı tartışmaları yapmakta okullara kendilerine tabi olanlardan başka hiç kimseye hayat hakkı tanımamaktadırlar. Bunun üzerine Başbuğ Alpaslan Türkeş toplanan çok az sayıdaki gence verdiği seminerlerle onları komünizm konusunda aydınlatmağa ve alternatif olarak da Türk Toplumculuğunu, Türk Milliyetçiliğini anlatır. Kısa zamanda çoğalan gençler örgütlenmeğe başlarlar. Doktriner Türk Milliyetçiliği safhası başlamıştır. Türk Milliyetçileri Dokuz Işık, dokuz prensip etrafında toplanırlar.

Bu gelişmelerden rahatsız olan Türklük ve Türkçülük düşmanları özellikle de Komünist örgütler kendilerine okulda, fabrikada, köyde, kentte, dağda her yerde ama heryerde karşı çıkıp mücadele eden Ülkücü Hareket’e karşı savaş ilan ederler ve 12 Eylül 1980′e kadar 5000 civarında Ülkücüyü şehit ederler. Devlet’in zaaf içinde olduğu düşünülen “zinde güçler”i birşeylerin daha doğrusu ihtilâlin şartlarının “olgunlaşması” için daha fazla kanın akmasını beklemektedirler.
Başbuğ için 1978, 1979, 1980 yılları bir çoğunu bizat kendisinin yetiştirdiği binlerce ülküdaşının komünist çetelerce katledilişini gördüğü, kan ağlayan bir yürekle her şeye rağmen kaybetmeriği soğukkanlılığıyla bir iç savaşı önlediği ızdırap dolu yıllardır.
Yıl 1980
12 Eylül sabahı pusudakiler yeterince olgunlaşan şartların neticesi ihtilâllerini yaparlar. Başbuğ Alparslan Türkeş ve Türkiye’nin komünist bir ihtilâle kurban olmasını engelleyen Ülkücü Hareket sanık sandalyesinde, idam sehpalarındadır. Mamaklar ve C5′ler bu sürecin şekillendiği mekânlardır.

Başbuğ 12 Eylül’den üç gün sonra saklandığı yerden ortaya çıkıp teslim olur. Cunta tarafından tutuklunan Başbuğ, önce 1 ay Uzunada’da daha sonrada Ankara Askeri Dil Okulu’nda ve hastalandığı dönemde de Mevki Hastahanesi’nde 4,5 yıl hapis yatar. O ve 218 Ülkücünün idamı istenilir, 9 Nisan 1985′de beraat eder ve tahliye olur.
Yıl 1987
Tarih 6 Eylül, yapılan referandum neticesi diğer siyasilerle birlikte Başbuğ’a da konulan siyaset yapma yasağı kalkar ve Başbuğ Milli Ülküyü iktidar yapmak davayı kitlelere anlatmak için yine meydanlardadır.

Yıl 1987
Tarih 4 Ekim, Milliyetçi Çalışma Partisi olağanüstü kongresinde Genel Başkan seçilir.

Yıl 1991
20 Ekim 1991 Genel Seçimleri’nde MÇP’nin RP ve IDP ile yaptığı seçim ittifakı neticesi Yozgat milletvekili seçilir. Başbuğ, son kez T.B.M.M.dedir. Bu dönemde ülkemizi kasıp kavuran bölücü teröre karşı en etkili mücadeleyi O gerçekleştirir.

Yıl 1992
27 Aralık 12 Eylül’ün kapattığı partilerin tekrar açılabilmesini sağlayan değişiklikler neticesi toplanan MHP’nin son kurultay delegeleri, MHP’nin isim ve amblemini MÇP’nin kullanabilmesine karar verirler.

Yıl 1992
Tarih 24 Ocak, MÇP’nin 4. Olaganüstü Kurultayı toplanır ve partinin adını MHP, amblemini Üç Hilal olarak değiştirir.

Ve Yıl 1997
Tarih 4 Nisan…
Karlar altında milyonlarca ağlayan insan…